efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
bir mektup yazıyorum size,
bilmem vaktiniz var mı
okumaya bu mektubu.
az önce verdiler elime
askerlik kâğıtlarımı,
savaşa çağırıyorlar beni,
diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.
efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
dövüşmeye hiç istek yok içimde,
insancıkları öldürmeye gelmedim ben,
gelmedim ben bu yeryüzüne.
sizi kandırmak değil niyetim,
ama söylemeden de edemem,
savaş ahmakların işi,
hem insanlar ondan hanidir bıktı.
doğduğum günden bu yana
ölen çok babalar gördüm,
gidip dönmeyen kardeşler gördüm,
çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.
ya analar ne çekti, ya analar,
bir yanda işi tıkırında bir avuç insan
bolluk içinde rahat yaşar,
bir yanda ölüm, çamur, kan.
insanlar tıkılmış dört duvar içine,
çalınmış neleri var neleri yok,
karıları, eski güzel günleri bütün.
gün doğar doğmaz yarın
kapatacağım şırak diye kapımı
ölmüş yılların suratına,
alıp başımı yollara düşeceğim.
aşacağım karaları, denizleri,
ne avrupa'sı kalacak, ne amerika'sı, ne asya'sı,
dilene dilene hayatımı
şunu diyeceğim insanlara:
üstünüzden atın yoksulluğu,
durmayın bakın yaşamaya,
hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,
ey insanlar, ey insanlar, ey.
illâki kan dökmek mi gerek,
gidin dökün kendi kanınızı,
size söylüyorum bunu da,
efendi misiniz, kodaman mısınız ne.
adam korsunuz arkama belki de,
unutmayın jandarmalara demeye:
üzerimde ne bıçak var, ne tabanca
korkmadan ateş etsinler bana,
korkmadan ateş etsinler bana.
Boris Vian
çeviri: A.Kadir
26 Ocak 2010
21 Ocak 2010
19 Ocak 2010
zaman zaman anlardın
aşk özetini
...
aşk özetini
...
13 Ocak 2010
çürüdüm lan ama çok pis gülüyorum bu halime seni yenicem kimya senden büyük allah var laaaaaaaaaaaaaaayyn!
6 Ocak 2010
bana ne oldu?
bir gün sonraki 2 sınavdan hangisine öncelik vermem gerektiğini düşünürken önümde 1124 sayfalık bir kitap açık duruyordu.bu öncelik vermem gerektiğini bildiğim lakin öncelik vermemin işime gelmediği dersin kitabıydı.sol yanımda ise nisbeten ezberi kuvvetli öğrenciler için kolay sayılabiicek ama benim için sadece kabus olabilecek diğer dersin, sınıfın derse giren not tutan insanlarından alınmış, ders notlarının fotokopisi duruyordu.artık bir karar verip başlamam gerektiğini biliyordum, ha bi gayret deyip zor olan dersin en zor bölümünden başladım çalışmaya.ama kendimi sürekli başka birşeyler düşünürken yakalıyordum. mesela diğer dersi ne zaman çalışcağım gibi, mesela kolumun kıvrımında toplanan derinin ne kadar parlak olduğu gibi mesela kütüphanedeki tuvalette ellerimi yıkamaktan ne kadar hoşlandığım gibi(çünkü tuvalette daima hindistan cevizli sıvı sabun olur, üstelik lavobalar temiz ve musluktan akan su isteğe göre sıcak olabilir).derken birden önümdeki kitabın sayfasında birşeylerin hareket ettiğini hissettim.evet evet kuantum sayısı nın hemen yanında sıralanmış I lar alt indislerine göre büyükten küçüğe dizilmiş sayfanın satırlarında koşuyorlardı soldan sağa doğru.her satır bitiminde parantez gibi eğilip bir alt satıra atlayıp koşmaya devam ediyorlardı.yalan söylemeyeceğim çok şaşırmıştım.hayır hayır, kesinlikle sürekli böyle şeyler gören bir insan olmadım.arada ufak göz yanımları ve hatta olmasının mümkün olmadığı sesler duymuş olabilirim.ama hayır sevgili okur.gördüklerim gerçekten bile öteydi.ben tam olayın şokunu üzerimden atmış ve I lara iyi bir ders vermeye hazırlanırken bu sefer bir ses duydum, 'pıt, pıt, pıt'..başımı sesin geldiği sol tarafa çevirdim, bu sefer gördüklerim karşısında alnımın karıncalanmaya başladığını hissettim.nisbeten kolay tabir ettiğim dersin notları üzerine çizilmiş karbondioksit geçirme prosesinin resminde behere distile su damlıyordu.hayır hayır beynim tüm bunlar için karıncalanmaya başlamadı.ordaki prosese su karışmamalıydı!
benim şaşkınlığımı farketmiş olacak ki karşımda 4 saattir tıpkı bir android gibi ders çalışan sümüklerini periyodik olarak çeken kız elindeki dev fransızca sözlüğün üzerinden bana dik dik baktı.tabi benim hareketlerim onun dikkatini dağıtmış da olabilir.o an tassavur edemedim.daha fazla insanları rahatsız etmemek için ben de dev kitabımı I ların canını acıtacağını bildiğim halde, kapatıp çantama koydum. ama karbondioksit prosesindeki sıvının çantama dökülmesi ihtimalini göz önüne alarak onu elimde taşımaya karar verdim.dışarı çıktım, gece 4 civarıydı, kimileri buna sabah der ama ben gece demekten hoşlanıyorum neyse hava çok güzeldi, içime neşe doldu birden gülümsedim.gülümsediğim an ağaçların üzerinde oksijenler O2 O2 ağaçların üzerinden uçmaya başladı arada karbondioksitler de uçuşuyordu ve parlak renkleri vardı onları seyrederken elimdeki notların titrediğini hissettim..olamaz, elimdeki prosesteki karbondioksitler havadaki arkadaşlarına ulaşmak, uygun zemin bulurlarsa bir araya gelip çekirdekleşmek hatta iyi birer çift bulurlarsa hayırlısıyla kristal olmak istiyorlardı..gönlüm bu çırpınışa daha fazla dayanamadı..tüm notlarımı donmuş çimenlerin üstüne serdim. kitabımı ise açık vaziyette yere bıraktım.sayfaların arasından ezilmiş büzülmüş I lar çimenlere döküldü hepsi bana kızgındı biliyorum ama aynı zaman da içimdeki iyi yürekli kızı da görmüşlerdi.karbondioksitleri ise anlatmama bile gerek yok, resmen çılgına dönmüşlerdi..bense binbir zahmetle bulduğum notları bırakmaktan biraz üzgün lakin doğa sevgime yenik düştüğüm için hafiften gururluydum.yarın sınav vardı, ben ve doğanın tüm parçası arkadaşlarım gecenin aydınlanmaya başladığı o eşsiz rengin keyfini çıkarıyorduk...
benim şaşkınlığımı farketmiş olacak ki karşımda 4 saattir tıpkı bir android gibi ders çalışan sümüklerini periyodik olarak çeken kız elindeki dev fransızca sözlüğün üzerinden bana dik dik baktı.tabi benim hareketlerim onun dikkatini dağıtmış da olabilir.o an tassavur edemedim.daha fazla insanları rahatsız etmemek için ben de dev kitabımı I ların canını acıtacağını bildiğim halde, kapatıp çantama koydum. ama karbondioksit prosesindeki sıvının çantama dökülmesi ihtimalini göz önüne alarak onu elimde taşımaya karar verdim.dışarı çıktım, gece 4 civarıydı, kimileri buna sabah der ama ben gece demekten hoşlanıyorum neyse hava çok güzeldi, içime neşe doldu birden gülümsedim.gülümsediğim an ağaçların üzerinde oksijenler O2 O2 ağaçların üzerinden uçmaya başladı arada karbondioksitler de uçuşuyordu ve parlak renkleri vardı onları seyrederken elimdeki notların titrediğini hissettim..olamaz, elimdeki prosesteki karbondioksitler havadaki arkadaşlarına ulaşmak, uygun zemin bulurlarsa bir araya gelip çekirdekleşmek hatta iyi birer çift bulurlarsa hayırlısıyla kristal olmak istiyorlardı..gönlüm bu çırpınışa daha fazla dayanamadı..tüm notlarımı donmuş çimenlerin üstüne serdim. kitabımı ise açık vaziyette yere bıraktım.sayfaların arasından ezilmiş büzülmüş I lar çimenlere döküldü hepsi bana kızgındı biliyorum ama aynı zaman da içimdeki iyi yürekli kızı da görmüşlerdi.karbondioksitleri ise anlatmama bile gerek yok, resmen çılgına dönmüşlerdi..bense binbir zahmetle bulduğum notları bırakmaktan biraz üzgün lakin doğa sevgime yenik düştüğüm için hafiften gururluydum.yarın sınav vardı, ben ve doğanın tüm parçası arkadaşlarım gecenin aydınlanmaya başladığı o eşsiz rengin keyfini çıkarıyorduk...
4 Ocak 2010
böyle şeyler, yani dışarda yağmur yağıyorken sana birşeyler yazıyor olmam falan. önemli değil mi.
pırpır eden bi yürekten çok, haralagürele sesler çıkaran damarlara sahip olduğumu bilmen daha önemli benim için..kanım hızlanıyor hissettikçe seni.öyle ki kendi kanım jilet gibi kesiyor damarlarımı ve tüm bunların sen bana karıştığında olduğunu düşünürsek; tüm o kesiklerden içeri sızıyor olman ve tüm dokularıma dağılmış olman anlaşılabilir.
sen kanaması geçiriyorum, hafif bir sersemlik ve mide bulantısı takip ediyor tüm o garip sarsıntıyı
ve aydınlık.
sanırım bir de serinlik; öyle hızlı buharlaşıyor ki terlerimiz tenlerimizden buz gibi oluyoruz.
sarılmanın doğası, sarılmaya iten tüm fiziksel sebepler..
sus pus oluyor tüm odan,
en sevdiğim perden, hani taaa 20 yıllık olan
sabahın ilk ışıklarını suratına öyle bir düşürüyor ki..
o da istiyor benim sana bitişmemi.
bir de aynan var ki
defalarca sarılmalarımıza şahit..
yüzlerce kelimemizi bilerek ve isteyerek gizledi içine biliyorum
bir taş atsam içinden klonlarımız çıkacak, onlar ki aynalar diyarında aşk yaşayan..
sen de kalmış çoraplarımın kokusu ayaktan çok bilakis aşk kokuyor
çünkü çoktan senin kokuna karışmış ben kokuları yapışmış üstüne
şaşırıyorsun değil mi tiksintisizliğime.
bende.
çünkü yenilenen şeylere eklenen senlerden beni doğurdu gün..
gün demişken
havanın en çok sessiz halini sevdiğimi biliyorsun..
mırıltılarını dinlemek uyurken.
of çok çekilmez bu mavilik
susuyorum.
sen kanaması geçiriyorum, hafif bir sersemlik ve mide bulantısı takip ediyor tüm o garip sarsıntıyı
ve aydınlık.
sanırım bir de serinlik; öyle hızlı buharlaşıyor ki terlerimiz tenlerimizden buz gibi oluyoruz.
sarılmanın doğası, sarılmaya iten tüm fiziksel sebepler..
sus pus oluyor tüm odan,
en sevdiğim perden, hani taaa 20 yıllık olan
sabahın ilk ışıklarını suratına öyle bir düşürüyor ki..
o da istiyor benim sana bitişmemi.
bir de aynan var ki
defalarca sarılmalarımıza şahit..
yüzlerce kelimemizi bilerek ve isteyerek gizledi içine biliyorum
bir taş atsam içinden klonlarımız çıkacak, onlar ki aynalar diyarında aşk yaşayan..
sen de kalmış çoraplarımın kokusu ayaktan çok bilakis aşk kokuyor
çünkü çoktan senin kokuna karışmış ben kokuları yapışmış üstüne
şaşırıyorsun değil mi tiksintisizliğime.
bende.
çünkü yenilenen şeylere eklenen senlerden beni doğurdu gün..
gün demişken
havanın en çok sessiz halini sevdiğimi biliyorsun..
mırıltılarını dinlemek uyurken.
of çok çekilmez bu mavilik
susuyorum.
2 Ocak 2010
ntvbilim'in kadrosunu kutluyorum uzun süredir okuduğum bilim içerikli dergilerden hiç keyif almıyordum birkaç aydır ntv bilimle tekrar dergi okuma hevesi edindim, ayten teyze de düzenli ntvtarih okuyor o da ondan memnun olduğundan ve gayet zevkli konular işlenidiğinden bahsetti kendi okuduklarımdan zaman artarsa ona da abone olmayı düşünüyorum. i kalp bilim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
